Perşembe, Haziran 20, 2024

Gündem

Mersin Disk Genel İş Haziran Olaylarını Andı

Mersin Disk Genel-İş Sendikası Mersin Şubesi, Türkiye işçi sınıfı tarihinde ilk kez sendikal hak gaspına karşı gerçekleşen büyük işçi direnişi olarak tarihe geçen 15-16 Haziran olaylarını bir basın açıklaması ile andı.  Mersin Disk Genel İş Mersin Şubesi adında Mersin Özgür Çocuk Parkı’nda yapılan basın açıklamasını Şube Başkanı Kemal Göksoy okudu.

Basın açıklamasında olayları tarihi akışı içerisinde anlatan Göksoy 15-16 Haziran Olaylarını, “Sömürüye nasırlı ellerin yumruğunu vurduğu gün” olarak değerlendirdi. Bugünkü koşul ve şartların da işçi sınıfı için adaletsiz ve dayanılması zor koşullar olduğunu ifade eden Göksoy, “İnsan onuruna yaraşır bir iş ve insanca yaşam koşullarını sağlayabilecek bir ücret için mücadele etmek çok daha önemli bir hale geliyor.” dedi.

Basın açıklamasının tam metni şöyle;   

“DİSK’in ve Türkiye işçi sınıfının en büyük direnişlerinden 15-16 Haziran şanlı işçi direnişinin 53’üncü yılındayız. İşçi sınıfının birliğinin, dayanışmasının ve mücadelesinin sembolü haline gelen bu onurlu direnişte yaşamını yitiren arkadaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyoruz.

Yaklaşık yarım asır önce DİSK’in kapatılması girişimlerine karşı ayağa kalkan işçi sınıfı 15-16 Haziran 1970’te yaşamı durdurmuş, şalterleri indirerek alanları doldurmuştu. İşçiler sendikalarını ve örgütlenme haklarını direne direne savunmuştu.

1967 yılında kurulan DİSK’in büyümesini fabrikalarda, işyerlerinde engelleyemeyenler, DİSK’in kapısına kilit vurmak için bir yasal düzenleme arayışına girmişlerdi. Hükümet Sendikalar Kanunu’nda değişiklik yaparak, örgütlenmenin önüne devasa bir baraj koyarak DİSK’i fiilen ortadan kaldırmak istiyordu. Dönemin çalışma bakanı övünerek “Türk-İş’ten başka konfederasyon kalmayacak” diyordu.

DİSK bu yasa değişikliğine sert tepki gösterdi. Yapılan görüşmeler sonuç vermeyince direnmek şart olmuştu. 14 Haziran 1970’de DİSK’te yapılan ve işyeri temsilcilerinin ve öncü sendikacıların katıldığı bir toplantıda Kemal Türkler’in yaptığı konuşma işaret fişeği oldu.

DİSK’in kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler şöyle diyordu konuşmasında: “Meclisteki kanuna karşı kısa zamanda DİSK’e bağlı bütün sendikaların hemen kendi işkollarında greve geçmesi gerekir arkadaşlar. Biz işçiyiz, dünyada her şeyi yapan işçiler amma işçiler durduğu zaman, dünyada her şeyi yapan işçiler durdukça dünya durur arkadaşlar, uçak durur, gemi durur, fabrikalar durur, bütün vasıtalar durur. Çünkü biz işçiler buna hâkim olduğumuz müddetçe her şey de o zaman kendiliğinden halledilmiş olur.”

Nitekim Kemal Türkler’in dediği gibi oldu. 15-16 Haziran 1970’de on binlerce işçi DİSK’e ve sendikalarına sahip çıkmak için iki gün boyunca Kocaeli-İstanbul hattında iş bırakıp direnişe geçti. Sadece DİSK’li işçiler değil, sendikalı sendikasız diğer işçiler de katıldı bu şanlı direnişe.

İşçiler fabrikaları boşaltarak yollara aktılar. Ne polis copları, ne panzerler, ne de barikatlar… Birleşen işçileri hiç bir şey, durduramadı. Direnişe şehit verdiler üç yürekli insanı. Yaşar Yıldırım, Mustafa Bayram ve Mehmet Gıdak adlı işçiler öldürüldü. Hükümet 16 Haziran 1970’de sıkıyönetim ilan etti, Kemal Türkler başta olmak üzere çok sayıda sendikacı ve işçi tutuklandı. Binlerce işçi işten çıkartıldı. Ama DİSK’i kapatmaya yönelik girişimler boşa çıkarıldı.  

Özetle, sömürüye nasırlı ellerin yumruğunu vurduğu gündür 15-16 Haziran! İşçilerin DİSK’e güvendiği ve sahip çıktığı gündür. Sarı ve güdümlü sendikalara karşı işçi sınıfının DİSK’i seçtiği ve onu bağrına bastığı gündür. İşçi sınıfı haklarına el uzatıldığında neler yapabileceğini bu şanlı direniş ile gösterdi. 15-16 Haziran direnişçilerini, sendikal hakları için bedel ödeyen işçileri mücadelemizde yaşatıyoruz, yaşatacağız, yaşatmalıyız.

Bugün de işçilerin hakları ciddi tehditler altında. Zamlar ücretlerimizi eritiyor, alım gücümüz geriliyor. Sendikal haklarımız sistematik olarak saldırı altında. Ülkemiz dünyada sendikal hakların en kötü olduğu 10 ülkeden biri. Grevler yasaklanıyor, Anayasa’daki grev hakkımızı kullanmamız imkansız hale getiriliyor.

Böylece Türkiye’de işçi sınıfı asgari ücrete mahkum edilmek isteniyor. Açlık sınırının bile altındaki asgari ücret ortalama ücret haline geliyor. Gelir dağılımı bozuluyor, zengin daha zengin olurken emeğiyle geçinenler yoksullaşıyor. Vergi adaletsizliği nedeniyle ekmeğimiz daha da küçülüyor. İşçiler patronuyla, fakirler zenginlerle aynı oranda vergi veriyor. Kasıtlı olarak düşük belirlenen vergi dilimleriyle yılın ortasında işçilerin vergileri artıyor, ücretleri düşüyor.

Güvencesiz çalışma, taşeron düzeni kamuda, belediyelerde bile devam ediyor. İş cinayetleri durmak bilmiyor. İnsanca bir ücretle, insanca bir çalışma ortamında güvenceli bir iş hakkımıza sürekli olarak el uzatılıyor. Emekli olmak zaten zor iken düşük maaşlar nedeniyle emeklilikte bile çalışmak zorunda kalıyoruz.

                Bu koşullar altında insan onuruna yaraşır bir iş ve insanca yaşam koşullarını sağlayabilecek bir ücret için mücadele etmek çok daha önemli bir hale geliyor. Aynı zamanda demokrasi, eşitlik ve haklar ile yüzbinlerce belediye şirket işçisi üyemiz için kadro ve ilave tediye hakkı mücadelemizi de büyütmek en önemli görevimizdir.

Tüm bu sorunlar karşısında yapmamız gereken bellidir: Örgütlerimizi büyütmek, birliğimizi sağlamlaştırmak ve mücadelemizi yükseltmek. 53 yıl önce sendikal hakları için ayağa kalkan işçi sınıfı, bugün de haklarına sahip çıkmak için birleşmek ve mücadele ederek kazanmak zorundadır.

53 yıl önce de 53 yıl sonra da kurtuluş birliğimizdedir, kurtuluş ortak mücadelemizdedir, kurtuluş ellerimizdedir.

Tüm işçileri kendi ellerimizle kurduğumuz, büyüttüğümüz ve savunduğumuz DİSK çatısı altında bir araya gelmeye çağırıyoruz.” 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir