
Yeni yıl yine umut masallarıyla geldi. Sözler süslü, vaatler yüksek perdeden. Ama gerçekte değişen hiçbir şey yok. Bazılarımız için yeni yıl, sadece hayatta kalma mücadelesinin bir kez daha tek başına verilmesi demek. Ben bu yıl da direnmeye devam edeceğim. Çünkü bu ülkede hayata tutunmak, sistemin desteğiyle değil, sistemin yokluğuna rağmen mümkün.
Gündemde yine “uyuşturucuyla mücadele” var. Kürsülerden konuşuluyor, kampanyalar yapılıyor, kameralar kayıtta. Herkes bağımlı olmamayı öğütlüyor. Peki ya bağımlılığı yenmiş olanlar? Onlara dair tek bir cümle duydunuz mu?
Maddeyi yenmiş, hayatına yeniden başlamak isteyen insanlar bilinçli şekilde görmezden geliniyor. Çünkü asıl yüzleşmek istemedikleri gerçek şu: Bir insanı maddeyi bırakmaya ikna etmek yetmez. Ona yaşayabileceği bir hayat en azından hayatını idame ettirebileceği bir iş sunmazsanız, onu tekrar aynı karanlığa itmiş olursunuz.
Bugün maddeyi bırakmış binlerce insan var. Ama iş yok. İstihdam yok. “geçmişin var”, “risklisin” denilerek kapılar yüzlerine kapanıyor. Sonra da şaşırıyorlar: “Neden geri döndü?” diye soruyorlar. Çünkü siz o insanı açlığa, umutsuzluğa ve dışlanmaya mahkûm ettiniz.
Bu apaçık bir ikiyüzlülüktür. Bir yandan “maddeye hayır” dersiniz, öte yandan maddeyi bırakmış insanın kendi hayatını ekonomik olarak idame etmesine izin vermezsiniz. Sanki gizli bir el, “sen kazandığını sandın ama bu oyundan çıkamazsın” demektedir.
Ortada bir mücadele yok. Ortada bilinçli bir ihmalkârlık var. Eski bağımlıyı istihdam etmeyerek, ona üretme şansı tanımayarak yeniden bağımlılığa sürükleyen bir düzen var. Sonra da bu düzen, kaybedilen hayatları soğukkanlılıkla izliyor.
Üzgünüm ama görünen gerçekler bunlar. Bu sistem, maddeyi gerçekten yenmek istemiyor. Çünkü ayakta duran, üreten, geçmişini aşmış insanlar kontrol edilemezdir. Onun yerine, tekrar düşenleri izlemek daha kolaydır.
Yeni yıl bana umut değil, gerçeği hatırlattı: Hayatı seçenler yalnız bırakılıyor. Maddeyi değil onuru seçenler cezalandırılıyor. Ve ne yazık ki yine maddenin zaferini alkışlamaya hazır bir düzen karşımızda duruyor.
Ama bilinmeli ki asıl suçlu düşenler değil; onları her seferinde iten bu düzenin kendisidir.