Çarşamba, Temmuz 24, 2024

Sağlık

Her Üç Kişiden Birinde Görülen Karaciğer Yağlanması Konusunda Uzmanlar Uyarıyor

(Foto: Haber Merkezi)

Akdeniz diyetinin karaciğer yağlanmasına karşı etkileriyle ilgili bir araştırmanın verilerine de yer veren Uzm. Dyt. Satar, “Yapılan bir çalışmada Akdeniz Diyeti ile beslenen hastaların diyete uyumu ile uyumlu olmayanların vücut yağ oranlarında farklılık bulunmuştur. Aynı zamanda Akdeniz Diyetine uyum azaldıkça karaciğer yağlanmasına ilişkin biyokimyasal değerlerin arttığı görülmüştür. Bir önemli husus ise düşük glisemik indeksli besinlerin tüketilmesi gerekmektedir. Aynı zamanda yüksek fruktozlu mısır şurubu, früktoz ve sakkaroz tüketimi sınırlandırılmadır.” dedi.

Beslenme alışkanlıklarının günümüzde değişmesi ve hazır gıda tüketiminin artması ile birlikte alkol ve ilaca bağlı olmayan karaciğer yağlanması vakalarının sıklığı gittikçe artıyor. Ülkemizde karaciğer yağlanmasının bir halk sağlığı sorununa dönüştüğünü aktaran Feride Fonksiyonel Yaşam Koordinatörü Uzm. Dyt. Başak Satar, her 3 kişiden birinin bu rahatsızlıkla karşı karşıya olduğunu hatırlatarak karaciğer yağlanmasına iyi gelen besinler ve fonksiyonel bileşikler hakkında bilgi verdi.

“KARACİĞER İFLASINA KADAR GİDEBİLİR”

Karaciğerin yağ metabolizmasında ve depolamasında rol oynayan, vücudumuzda 500’den fazla da işlevi bulunan merkezi bir organ olduğunu söyleyen Uzm. Dyt. Satar, “Karaciğer ağırlığının %5’inden fazla yağ miktarına sahip olursa, özellikle de trigliseritlere ve hepositlerin %5’ten fazlasında yağ damlalarına rastlanması karaciğer yağlanması olarak tanımlanmaktadır. Yağlanma basit bir yağ birikimi şeklinde başlayıp ilerleyen aşamalarda karaciğer inflamasyonu, fibrozisi, sirozu ve karaciğer iflasına kadar gidebilmektedir.” uyarısında bulundu.

Karaciğer yağlanmasını alkole bağlı karaciğer yağlanması ve alkolik olmayan karaciğer yağlanması şeklinde iki grupta ele alınabileceğini söyleyen Satar, “Alkolik olmayan karaciğer yağlanması önemli bir sağlık sorunudur ve dünyada sıklıkla görülmektedir. Bu hastalığa neden olan birincil sebepler; obezite, insülin direnci, tip II diyabet, Hipertrigliseridemi, düşük HDL, hipertansiyon yani metabolik sendrom denilmektedir. İkincil sebepler ise beslenmeye bağlı olarak yaşanılan hızlı kilo kaybı, yapılan mide ameliyatları, protein-enerji malnütrisyonu ve total-paranteral beslenme olarak gösterilmektedir. Diğer ikincil sebeplerden bahsedecek olursak metabolik hastalıklar, toksik yük oluşumu, enfeksiyonlar ve bazı ilaçlar sebep olarak gösterilmektedir.” açıklamasında bulundu.

“TEDAVİDE ESAS ALINACAK NOKTA RİSK FAKTÖRLERİNİN İYİLEŞTİRİLMESİ”

“Diyet ve yaşam şekli değişikliği ile karaciğer yağlanmasını oluşturan metabolik parametrelerin iyileştirmesinde etkili olmaktadır.” diyen Uzm. Dyt. Başak Satar, “Alkolik olmayan karaciğer yağlanmasına sahip olan bireylerin %98’inde insülin direnci görülmektedir ve bu bireylerin %80 kadarında metabolik sendrom kriterleri ortaya çıkmaktadır. Metabolik sendromlu bireylerde bu hastalığın ortaya çıkma olasılığı %80’dir. Bunlar göz önüne alındığında tedavide esas alınacak nokta risk faktörlerinin iyileştirilmesi olmalıdır. Kan parametreleri göz önüne alınıp yüksek veya risk durumunda olan değerler kontrol altına alınmalıdır. Bunun için ağırlık kaybı, insülin duyarlılığının arttırılması, kan kolesterol seviyelerinin düşürülmesi, oksidatif stresin azaltılması gerekmektedir.” ifadelerini kullandı.

AKDENİZ DİYETİ UYUM AZALDIKÇA BİYOKİMYASAL DEĞERLER ARTIYOR

Akdeniz diyetinin karaciğer yağlanmasına karşı etkileriyle ilgili bir araştırmanın verilerine de yer veren Uzm. Dyt. Satar, “Yapılan bir çalışmada Akdeniz Diyeti ile beslenen hastaların diyete uyumu ile uyumlu olmayanların vücut yağ oranlarında farklılık bulunmuştur. Aynı zamanda Akdeniz Diyetine uyum azaldıkça karaciğer yağlanmasına ilişkin biyokimyasal değerlerin arttığı görülmüştür. Bir önemli husus ise düşük glisemik indeksli besinlerin tüketilmesi gerekmektedir. Aynı zamanda yüksek fruktozlu mısır şurubu, früktoz ve sakkaroz tüketimi sınırlandırılmadır.” dedi.

KARACİĞER DOSTU BESİN: ENGİNAR

Karaciğer sağlığının devamı için enginarın da en önemli besinlerden biri olduğunun altını çizen Başak Satar, “Enginar karaciğer sağlığının devamı için ve karaciğer hastalıklarının tedavisinde sıklıkla kullanılmaktadır. Enginar içeriğinde bulunan polifenoller ve flavonoidler aracılığıyla, lipit peroksidasyonuna yol açan zararlı bileşiklerin oluşumunu azaltmaktadır. Sinarin ve silimarin güçlü antioksidan özellikleri ile enzim aktivitelerini arttırarak, karaciğerde bulunan bazı bileşiklerin artmış değerlerinin düzeylerini azaltarak alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığının ileri evrelerinde de görülebilen karaciğer hasarını önlemektedir. Enginarın kan şekeri ve kan lipit düzeylerin düzenlediği, sindirim sistemini destekleyerek hazımsızlığı engellediği, safra akışına yardımcı olduğu, içerdiği folik asitle hamilelikte bebeğin sinirsel gelişimine ve anne sütü miktarının arttırılmasına destek olduğu, karaciğer hastalıklarında iştah açıcı ve idrar söktürücü olarak kullanıldığı bilinmektedir. Enginarın kan şekeri ve kolesterol üzerindeki dengeleyici özelliklerinin yüksek lif içeriğinden kaynaklanmaktadır. Enginarın antifungal, antimikrobiyal, antioksidan ve antispazmodik etkileri de vardır.” şeklinde konuştu.

KARACİĞER YAĞLANMASINA İYİ GELEN FONKSİYONEL BİLEŞİKLER VE BESİNLER

Karaciğer yağlanmasına iyi gelen fonksiyonel bileşikler ve besinleri de sıralayan Feride Fonksiyonel Yaşam Koordinatörü Uzm. Dyt. Başak Satar, açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi:

Resveratrol : “Resveratrol oksidatif stresi ve inflamasyonu önlemektedir. Aynı zamanda lipit birikimini azaltıp iyileşmesine yardımcı olmaktadır. Vücut ağırlığındaki artışı önler, abdominal yağlanmayı ve insülin direncini azaltır. Bulunduğu besinler üzüm, üzüm çekirdeği, dut , çilek gibi besinlerde doğal olarak bulunmaktadır.

Kurkumin: Kurkumin karaciğer hastalıklarının önlenmesinde ve karaciğer sağlığının korunmasında etkili bir nutrasötiklerdendir. Kurkumin Zerdeçal bitkisinin kaynatma ve kurutma işlemleri sonucunda elde edilmektedir. Biyoyararlanımı düşük bir bileşiktir.

Silimarin: Devedikeni tohumlarından elde edilmektedir ve çok uzun zamandır karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Antioksidan, antiviral, antiinflamatuar ve antifibrotik etkileri bulunmaktadır.

Kuarsetin: Kuarsetin insülin duyarlılığını ve beta hücrelerinden insülin salgılanmasını arttırır ve kan glikozunu düşürücü etki göstererek diyabete karşı koruyucu etki gösterir. Kırmızı ve beyaz soğan, sarımsak, kuşkonmaz, kırmızı üzüm, kapari, sarı ve yeşil biber gibi besinler bulunur.

Likopen: Doğal olarak oluşan bir karotenoid olan likopen domates, karpuz gibi meyvelerde bulunmaktadır. Antioksidan ve antikarsojenik özellikleri vardır. Glikolipid metabolizmasını düzenler.

Kateşinler: Genel olarak kateşin ve kateşin türevleri çay, elma, üzüm, çilek ve kakao olmak üzere çeşitli besinlerde bulunmaktadır. Lipit metabolizmasını iyileştirme, karaciğerde antioksidan aktiviteyi arttırma gibi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir